YABANCI-Şahmeran
Kitap Yorumu
Uzun süredir bu kitap hakkında düşünüyordum.Sonunda yazıyorum:
Kitap bana birçok duyguyu geçirmekte yetersiz kaldı.Wattpad zamanlarında ara ara sıkılsam da okumuştum yayınlanan bölümleri.Gerçekten bayağı zor olmuştu hikayeye dönmem ve adapte olmam.Bunun nedenlerine değinmek istiyorum.Rahatsız olduğum noktalar:
Ve tabi ki, spoiler, çokça, içerir:
Bu kitabın ilk bölümlerini sevmiştim özellikle. Sonrası biraz pek içime sinmedi. Bunlara değindim.
Ekleme: Sonuna doğru biraz ikinci kitaptan bahsettim. Özellikle bahsetmedim, orada pek spoiler yok gibi.
Ve tabi ki, spoiler, çokça, içerir:
Bu kitabın ilk bölümlerini sevmiştim özellikle. Sonrası biraz pek içime sinmedi. Bunlara değindim.
Ekleme: Sonuna doğru biraz ikinci kitaptan bahsettim. Özellikle bahsetmedim, orada pek spoiler yok gibi.
- Olay örgüsü-Kurgu : Sürükleyiciliğin oldukça az olmasına sebep oluyor. Peki,başa dönelim: Doğa bir emniyet müdürünün kızıdır ve ağabeyi de polistir. Bu demektir ki Doğa'nın babası ve abisi kendilerini savunabileceklerdir ve arkaları sağlamdır. Hal ve vaziyet böyle iken, kaçırılan bir kız nasıl kurtulabilecekken 'Bir insan nasıl bu kadar değişebilirdi?'* (s.79) düşüncesiyle aydınlanma yaşayarak(!) bu fırsatı tepebilirdi? Sadece bir fotoğrafa bakarak? Üzgünüm, bu yeterli değil. Yazar bu konudan hareketle karakterin cesurluğundan bahsetmiş ama mantıksız. Ben kocaman bir mantıksızlık görüyorum, cesaret ve mantık. Bu kadar ayrı olamazlar, olmamalılar. Neden sonuç ilişkisi ve karakter motivasyonu eksik.
- Hatay meselesi: Benim için derin bir yara. Üstteki madde burasını kapsıyor farkındayım ama ayrı bir şekilde bahsetmeliydim. 24 yaşında bir adam liseye gidiyor ve hiç kimse şüphelenmiyor? Ki Ediz, olduğundan genç gösterebilecek fiziksel özelliklere de sahip değil. Kesinlikle buna dikkat edilmeliydi. Ayrıca yine olay kurgusu, devam ediyorum, gerçekten o okula gitmek zorundalar mıydı? Ne olursa olsun, mantık dışı geliyor, polisler onları soruşturmaya devam edecekler, ve onlar ellerini kollarını sallayarak lisecilik oynayacaklar. Buna güzel bir açıklama yapılmalı ama pek umutlu değilim. Gerçekten lisecilik oynamışlardı basit yaz dizileri kıvamında. Kitabın atmosferine uymuyordu bu sahneler, kopya çekme macerası? Romeo ve Juliet? Gerçi tiyatro sahnesi kaldırılmıştı sanırım. Bu bölümler benim kaçışımın en önemli sebeplerindendir.Katil kurban değil, Lise Defteri vardı. Kitapta da atlayarak okumak zorunda kaldım ama çok uzundu. Ek olarak, Doğa'nın sürekli kaçırılması, bizim yalnız kaldığı anda evet Ediz yok, artık kaçırılacak dememiz simultane bir şekilde gerçekleşmekteydi. İkinci kitap değildir umarım, biraz zaman geçti okuyalı.
- Anlatım-tema: Üstte de bahsetmiştim, katil kurban ilişkisinin iyi yansıtılamadığını düşünüyorum. Evet, başta kötü olaylar oldu, doğru, ama bu insanlar birlikte yattılar, uyudular, bir şeyler paylaştılar resmen. Doğa' nın hayranlığının da çabuk başladığı kanısındayım, ne olursa olsun. Bu 'psikolojik gerilim' tadını ben alamadım. Daha çok zikzaklar çizen iki sorunlu insanın aşk olarak adlandırmakta beis görmeyeceğiniz ilişkisi mevcuttu.Anlatım kendini yineliyordu. Kan, gece, satır izi ve avuç (özellikle ilk sayfalarda), roman sayfaları, ruh ve ölüm. Bu yeterli okuyanlar için, duygudaşlar anlamıştır. Benzer ifadeler aynı kelimelerle dile getirildi.Rüya sahnesi de bana duyguyu geçiremedi şu avuç ve satır olayı da etkiliydi ama çok eksik ve kapalı bir anlatım var gibiydi ve çok fazla beğeneni olduğunu da biliyorum, garip benim için. Orada neden sadece Atalay'ı gördü? Yazar bu ayrıntıya değinmeli ya da bir şeyleri daha açıkça belirtmeliydi diye düşünüyorum eksik kalmıştı ve sadece kendisine yazmadığı için bir yerde gizem olsa da bazı şeyleri daha net yazmalı.Ve bu bölümü seven birçok insan açıklama yapamıyor sahne hakkında, etkilendikleri aynı zamanda bayıldıkları çok ama çok 'derin' buldukları sahne Doğa'nın iç dünyasını anlatıyor diyorlar sorulduğunda. Ben bunu hiç anlayamamıştım.Sahneye dair tam olarak bir şey anlayan, kendini ifade edebilen birisine rastlayamadım gerçek anlamda.Çıkarımlarım yok değil ama eksiklik vardı ve bütünleşmiyordu bir şeyler.Okuması da sıkıcıydı benim için biraz, çok yavaştı ve kullanılan kelimelere gerçekten dikkat edilmeli.
- Karakterler-Diyaloglar: Ediz, gerçekten tam bir 'Süper Men' idi.Yakışıklı, tabi ki çimen yeşili gözlü, karizmatik, bir 'ölüm meleği'
kadar güzel, tabi ki gözleri var ve YEŞİL gözlü, Başak mı o da kim hatırlayamadı bile göz kırparak ._- ,alkol tüketir ;yaralanır ,kafasında cam kırılır, darbe alır ama o ertesi gün basketbol maçına gider, çünkü o bir melekti ve süper güçlere sahipti bize yazar tarafından ipucu verildi, sanırım söylemeyi unuttum bu arada, yeşil gözlüydü. Gözleriyle bakardı, nasıl? Yeşil. Abartmıyorum yazar gerçekten bunun üzerinde çok fazla durdu.Ayrıca düşman olarak gördüğü kızı bayıltırken neden ' Artık benimsin güzelim.' dedi? Nefret ettiğin birine 'güzelim' demek? Evet, sevgi sözcüğü değildi, onu anlayabiliyorum ama birisinden nefret ederseniz bu kelimeyi söyleyebilmek de çok kolay değil bence.Ve ben Ediz'e de pek konduramadım, öylesine dahi olsa 'güzel' ve iyelik ekini birlikte kullanmazdı benim az biraz yorumumla karakter. Yazar biraz afilli bir şekilde bitirmek istemiş gibi ve okuyanlar da o cümleyi sevmişti çünkü 'benimsin' ve 'güzelim' aynı yerde. Kadınlara karşı söylediklerine katılmıyorum ama karakterle uyumsuz değildi bunun da lafı çok ediliyor diye yazayım dedim. Doğa'yı anlayamadığım yerler gayet vardı ve temel olaylardan bahsettim.Kaçmaya çalışıp son anda vazgeçmesi çok sıkıcıydı. Annesinin ölüm tehlikesi geçirmesi, üzülmesi, bir şekile yoluna da devam etmesi aklına gelmişken ara sıra üzülmesi, sonra yine normalleşmesi acaipti.Bu dengeler çok iyi verilememiş gibiydi. Sürekli bunu düşünürse olaylar devam edilemez diğer diyaloglar yazılamaz bir öyle olsun bir böyle olsun gibiydi. Başak'ı kıskanıyor, tamam, niye Ediz onu öpmüşken(öpüşmeyi sevmezdi) bir şekilde yine onun kollarına sarılıyor yarı çıplak? Tamamen giyinik de olabilir ama böyle olunca daha bir rahatsız olmaz mıydı utangaç Doğa? Ve neden sarılıyor? Neden? Ona kızgın?Ve kendisi nasıl Egemen'le canciğer oldu abisi gibi? Biz Egemen'i hiç tanımadık ki? Hatay'daki arkadaşlıklar çok yüzeyseldi, ayrılırken ağlanması, kurulan hızlı arkadaşlık, hadi tamam olsun.Egemen abi gibiydi? Ben ne kaçırdım? Sanırım yazar Egemen' i seviyor ama bize anlatmadı Doğa nasıl onu böyle sevdi 'abi' olarak.Hatay arkadaşlıkları gerçekten yetersizdi.Ama bu daha ayrıydı.Ve Kutay: Mutlu ol Doğa. Doğa: Mutlu ol Kutay. Bunu da hissedemedim, beylik laflar yalın bir hoşçakal olsun istenmiş ama karakterler arasındaki ilişkiyi düşündüğümde bir şekilde yersiz geldi.Birkaç sahnesini okuduğumuz karakterlerin abi kardeş olması gibiydi bu da benim için. Ayrıca Kutay da fazla affedici ve masum çizilmişti kimse o kadar melek olamaz 'Mutlu ol, Doğa.' Ama, sabıkası olan sözde tehlikeli gözüken birisi de böyle pamuk şeker olmamalıydı diye düşünüyorum.Boşaymış gibi hissettirdi. Biraz ilk bölümlere gideyim Doğa neden sürekli en olmadık yerde Ediz'in babasını suçlayacak şeyler söyleyip kendisini öldürebilecek birisinin üzerine gidip,tahrik ediyor? Gerilsinler diye. Bu kadar olmamalıydı, dilinin kemiği yoktu.Bazen de gereksiz sessizdi, kendisi de bunu belirtiyordu ama neden? Kaçmak onun yegane amacı değil mi? Bunun için her şeyi yapıyor ama konuşup anlaşmak için çabalamıyor? Beynim boşaldı birden sonra devam edebilirim.
- Etmemişim, yıl geçmiş, aralıktayız şu an. Çok her şeyi eleştirmiş gibi görünmüş, olabilirim, sadece biraz detaycıyım. Ki genel haklı olduğumu düşünüyorum. Yine de en azından Hatay bölümlerine kadar ilgimi çeken bir hikayeydi, Hatay sonrası da iyiydi. Biraz güzel anları analım.
- Yalnız aklıma gelen bir iki şeyden daha bahsetmek istedim. Neden Şahmeran hikayesi o kadar baskın? Bilmiyorum, Doğa Şahmeran benzerliği yeterli gelmedi, bitmemiş bir hikaye olduğunu düşünüyorum. Bir de ilk kitabının adını başarısız buldum, Şahmeran o kadar baskın değildi, fantastiğe kayabilecek bir hikaye olduğu da düşünülebilirdi nitekim.
- Son olarak da hikaye genel olarak yavaş ilerliyor ve polisiye kısımla ilgili hep zorla ipucu verilmiş gibi, hiç gizem çözme heyecanı yok, ve her şey son kitaba kaldı. Bir dengesizlik var.
- Bir de ikinci kitapta da çok tekrar vardı, Ediz'le ilgili bir şeyler okumak iyiydi, bence daha çok da görebilmeliydik onu, çok çok sevdiğim bir karakter olmasa da. Karakter bakış açısının zararları. Yarı rüya yarı gerçek yazılan anılara muhtaçsınız.
- Levent ölmemiş olabilir mi meselesi de fazlasıyla yersiz gelmişti. Adamın cesedini görmedin mi sevgili Ediz?
- Bir de en takıldığım noktayı yazmamışım, hikayenin belkemiği. Nasıl Levent Çağıran öldürülmüş olabilir? Amerika değil burası, öyle birilerini öldürmek kola değil yani, bu adam ne yaptı da öldürüldü? Terörist miydi yani? Nasıl gelişmiş olabilir ki olaylar? Hiç inandırıcılık alamadım yine, kekremsi bir tat bıraktı. Ki her şeyin başlangıç noktası. Bu konuyu Doğa nasıl sorgulamaz, ve biz neden şimdiye kadar olayların nasıl geliştiğini hiç öğrenemedik? Arada bir geçen belge dava dosyaları, Atalay, posta kutusu, pek bir şey yok. İkinci kitapta kadın meselesi geçiyordu galiba bir de. Çok cimrice verilmiş şeyler. Ki olayın kendisi, iç yüzü verilmedi zaten. Tuhaf.
- Pek denk gelen olur mu bilmiyorum, ama okuyan birileri varsa teşekkürler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder